Kanser hastalığı insan yaşamını ve sağlığını tehdit eden hastalıklar listesinde en üst sırada yer almaktadır. Kanser hastalığının gelişimi üzerine yapılan araştırmalar; kanser hastalığının görüldüğü organdaki hücrelerin DNA yapısının bozularak, anormal derecede büyüdüğünü ve bu büyüme sonucunda da halkın ur olarak adlandırdığı tümör oluşumuna neden olduğu saptanmıştır. Bilim adamaları kanser hastalığının nasıl geliştiğine dair önemli ipuçlarına ulaşmış olsa da, tümör yapısının oluşmasına neden olan vücut hücrelerinin neden böyle bir davranış içerisinde girdiğine kesin bir açıklama getirememiştir. Bu nedenle kanser bilgi konusunda oldukça eksiklerin olduğu bir konudur ve kanser çeşitlerine göre de bilginin daha da azalması söz konusu olabilir.
Halkımız insan sağlığı konusundaki birçok konuda ne yazık ki çok kısıt bir bilgiye sahiptir ve ısrarla herhangi bir araştırma yapmamak için direnmektedir. 21. yüzyılda yaşıyor olmamıza rağmen hala çok büyük bir oranda; kanser bulaşıcı mı,lenfoma bulaşıcı mıdır şekildeki sorular sorulmaktadır. Kuşkusuz bu sorunların bir de kanser çeşitleri olarak sorulanları vardır. Kanser çeşitlerine ve genel olarak kanser hastalığına dair bu tür soruları cevaplamak gerekirse; kanser bulaşıcı mı, hayır kanser hastalıklarının hiçbir türü bulaşıcı değildir. Kanser bulaşıcı mı nasıl bulaşır; kanser hastalıklarının hiçbirisi el ile temasla, cinsel birliktelik ile ya da herhangi bir şekilde asla bulaşmamaktadır.
Rahim ağzı kanseri bulaşıcımıdır; tüm kanser türlerinde olduğu gibi, rahim ağzı kanseri de bulaşıcı bir hastalık değildir. Çünkü kanser hastalığının temas ya da kan yolu ile bulaşma imkânı yoktur. Rahim ağzı kanseri bulaşıcımıdır; rahim ağzında görülen kanser değil ancak rahim ağzında bulunan ve kanser hastalığını tetikleyen HPV virüsü bulaşıcıdır. HPV virüsü rahim ağzındaki dokuya yerleşerek, buradaki hücrelerin yapısını bozar ve kansere zemin hazırlar. Cinsel ilişki ile HPV virüsü diğer insanlara bulaşabilmektedir.
Cilt kanseri bulaşıcımıdır; en yaygın sorulardan birisi olmak ile birlikte cevabı yine hayırdır. Mide kanseri bulaşıcımıdır; hayır mide içerisindeki tümörün dışarı çıkarak başka bir insanın vücuduna girme ihtimali kuşkusuz yoktur. Akciğer kanseri bulaşıcımıdır; hayır tüm kanser türlerinde olduğu gibi bu tür de bulaşıcı değildir.
Burun boşluğunun üst tarafında koku almaçlarının yoğunlaştığı sarı bölge bulunur.
Burun, kemik ve kıkırdakla desteklenen bir organımızdır. Burun boşluğunun duvarları, burnun nemli kalmasını sağlayan mukus salgısını üreten mukoza tabakasıyla kaplıdır. Burun, soluduğumuz havanın temizlenmesini, ısıtılmasını, nemlendirilmesini ve çevremizdeki kokuların algılanmasını sağlar.
Bir çiçeğin kokusunu nasıl algılarız?
Kokulu cisimlerden buharlaşarak havaya karışan tanecikler, sarı bölgedeki mukus sıvısında çözünerek koku almaçlarını uyarır. Kokunun algılanması için bundan sonra gerçekleşen olaylar nelerdir? Açıklayalım.
Bir süre aynı kokuyu alacak olursak bir müddet sonra bu kokuyu hissedemeyiz. Ancak ortama farklı bir koku geldiğinde bu yeni kokuyu fark ederiz.
Deri hastalıkları, kesici, ezici cisimler ile kimyasal maddelerin verdiği zararlardan oluşabildiği gibi parazitler sebebiyle de ortaya çıkabilmektedir. Bazı mikroorganizmalar da derideki herhangi bir yaranın üzerine yerleşerek deri iltihaplanmalarına yol açabilir. Alerjik deri hastalıkları arasında ise kurdeşen ve egzama sayılabilir.
Bazı deri hastalıklarının teşhisinde dermatoskop adı verilen cihaz kullanılır. Açık tene sahip ve vücudunda çok sayıda ben bulunan kimseler ile daha önce aile üyelerinden biri deri kanserine yakalanmış kişilerin cilt kanseri olma olasılığı yüksektir. Bu kişilerin derilerindeki güneş lekeleri ve benler dermatoskop ile incelenir.
Deri, en büyük duyu organımızdır ve vücudumuzun dışını tamamen kaplar. Aşağıdaki şekli inceleyerek derinin bölümlerinin ve bu bölümlerin görevlerinin neler oldu¤unu belirtelim.
Üst Deri: Derinin alt bölümlerini dış etkenlerden koruyan tabakadır. Derimizin rengini üst deride bulunan özel hücreler belirler.
Alt Deri: En altta bulunan yağ tabakası vücudumuzu çarpmalara karşı korur. Ayrıca vücudumuzun ısı kaybını önler. Alt deride yer alan ter bezleri, terleme ile boşaltıma yardımcı olur.
Duyu Almaçları: Derimizde dokunmaya, ağrıya, basınca, sıcak ve soğuğa tepki veren milyonlarca duyu almac vardır. Duyu almaçları çevremimizi algılamamızı sağlar.
NOT: Derinin her yerinde aynı miktarda duyu almacı olmadığından duyuları derimizin her bölgesinde aynı oranda algılayamayız. Parmak uçları ve dudaklar gibi bölgelerde
algılama daha fazladır.
İşitme ve dengemizi sağlayan duyu organımız olan kulak dış kulak, orta kulak ve iç kulak
olmak üzere üç bölümden oluşur.
Yarım daire kanalları: Vücudumuzun dengesi ile ilgili bilgileri beyinciğe iletir.
İşitme sinirleri: İşitme almaçlarından aldığı bilgiyi beyine iletir.
Salyangoz: Ses dalgaları işitme almaçları aracılığı ile işitme sinirlerine iletir.
Bunları Biliyor muydunuz?
• Kulağımız, kulak yolundaki kıllar ile birlikte kulağa giren toz vb. maddelerin kulak
zarına ulaşmasını engelleyen bir sıvı salgılar.
• Östaki borusu orta kulaktan yutağa açılır ve orta kulak ile dış ortam arasındaki
basınç farkını dengeleyerek kulak zarının yırtılmasını engellemiş olur
Renk körlüğü (Daltonizm): Yanda renk körlüğünün belirlenmesinde kullanılan şekillerden biri görülmektedir. Genellikle kırmızı ve yeşil renklerin birbirinden ayırt edilemediği bir göz kusurudur. Tedavisi yoktur.
Şaşılık: Gözü hareket ettiren kasların uyumsuzluğu sonucunda oluşur, ameliyatla giderilebilir.
Miyopluk: Görüntü sarı lekenin önünde oluşur. Yakını iyi görür, uzağı göremez. Mercekle düzeltilir.
Hipermetropluk: Görüntü, sarı lekenin arkasında oluşur. Uzağı iyi görür, yakını göremez. Mercekle düzeltilir.
Astigmatizm: Göz merceği yüzeyinin pürüzlü bir hâl alması ya da korneanın kavislenmesi sonucunda görüntü sarı lekeye bulanık ve şekli bozuk olarak düşer. Mercekle düzeltilir.
Katarakt: Göz merceğinin içindeki sıvının ya da göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi sonucunda görüntü sarı lekeye düşmez. Ameliyatla düzeltilebilir.
1. Cisimlerden yansıyan ışık ışınları, önce saydam tabakaya gelir ve burada kırılır. Kırılan ışın göz
bebeğine gelir.
2. Göz bebeğinden gelen ışınlar, göz merceğinde tekrar kırılarak ağ tabaka üzerine düşer.
3. Işığa duyarlı almaçlar›n bulunduğu ağ tabakada yer alan sarı leke üzerinde ters bir görüntü oluşur. Oluşan görüntü buradaki görme almaçları tarafından algılanır.
4. Algılanan görüntü, görme sinirleri vasıtasıyla beyindeki görme merkezine iletilir. Ters görüntü, beyindeki görme merkezinde düz olarak algılanır. Böylece görme gerçekleşir. Yani gözümüzle
değil, beynimizle görürüz.
Göz, çevremizden aldığı ışık sayesinde görmemizi sağlayan duyu organımızdır. Gözümüzü koruyan yapılar, kaşlar, göz kapakları ve kirpiklerdir. Ayrıca gözyaşı bezleri gözümüzün sürekli nemli kalmasını sağlar ve toz gibi zararlı etkilere karşı gözümüzü korur.
Göz, sert tabaka, damar tabaka ve ağ tabaka (retina) olmak üzere üç bölümden oluşur.
Sert Tabaka: Gözün dışında bulunan beyaz renkli kısımdır ve gözü dış etkilerden korur.
Damar Tabaka: Sert tabakanın altında yer alır ve gözün beslenmesini sağlayan damarlardan oluşur. İris, gözümüze gelen ışığın şiddeti fazla olduğunda göz bebeğini daraltır, az ışıklı ortamlarda ise göz bebeğinin büyümesini sağlar.
Ağ Tabaka (Retina): Duyu almaçlar›ndan gelen sinirlerin birleşerek göz yuvarlağının arka
tarafından çıkıp beyne gittiği kör nokta ağ tabakada bulunur.
İç salgı bezlerimiz, denetleme ve düzenleme görevlerini hormon adı verilen özel salgılar üreterek yerine getirir. İç salgı bezlerinin ürettiği hormonlar, görevini düzenleyecekleri organlara, kan yoluyla taşınır. Yandaki şekilde hipofiz bezi ve kan damarlar› görülmektedir.
İç salgı bezlerimiz, denetleyici ve düzenleyici görevlerini uzun sürede ve sürekli olarak gerçekleştirir. Sinir sistemimiz ise çok hızlı ve kısa süreli bir şekilde çalışır.
Her bir hormon, farklı etkilere sahiptir. Aşağıdaki flemada, bazı iç salgı bezlerimiz ile bunların salgıladıkları hormonlara örnek verilmiştir.
Şemayı inceleyerek dişi ve erkek iç salgı bezlerinin ürettiği hormonları ve bu hormonların görevlerini belirleyelim.
Hipofiz
SalgıladığıHormon: Büyüme hormonu
Görevleri:
• İç salgı bezlerinin çalışmasını denetler ve düzenler.
• Büyümeyi sağlar.
• İç salgı bezleri ile sinir sistemi arasındaki uyumu sağlar.
Tiroit
Salgıladığı Hormon: Tiroksin hormonu
Görevi:
• Büyümeyi, gelişmeyi ve vücudumuzdaki diğer kimyasal olayları düzenler.
Pankreas
Salgıladığı Hormonlar ve Görevleri:
İnsülin: Kan şekerini düşürür.
Glukagon: Kan şekerini artırır.
Böbreküstü
Salgıladığı Hormon: Adrenalin hormonu
Görevi:
• Korku, coşku, heyecan ve öfke anlarında metabolizmayı hızlandırır.
Testis
Salgıladığı Hormon: Eşeysel hormonlar
Görevleri:
• Ergenlik döneminde, erkeğe özgü özelliklerin oluşmasını sağlar.
• Erkek üreme hücrelerinin (sperm) oluşmasını sağlar.
Yumurtalık
Salgıladığı Hormon: Eşeysel hormonlar
Görevleri:
• Ergenlik döneminde, dişiye özgü özelliklerin oluşmasını sağlar.
• Dişi üreme hücrelerinin (yumurta) oluşmasını sağlar.
Yeni doğan bebeğin emme hareketi, yanan bir mumdan parmağın hızla geri çekilmesi, yüksek sesten ürkmek, öksürmek, hapşırmak, yutkunmak gibi hareketleri düşünmeden gerçekleştirdiğimizi fark ettiniz mi? Göz bebeğimizin ışıkta küçülüp karanlıkta büyümesi de düşünmeden gerçekleştirdiğimiz hareketlerdendir. Bu hareketleri niçin düşünmeden yapıyor olabiliriz?
Vücut sıcaklığımız biraz yükselince terlemeye başlarız. Loş bir ortama girdiğimizde göz bebeklerimiz hemen büyürken ışığa bakınca aniden küçülür. Gözümüze doğru gelen bir cisim karşısında gözlerimizi farkında olmadan kapatırız. Bu hareketler isteğimiz dışında gerçekleşir ve vücudumuzun kendisini korumasını sağlar.
Yandaki şekilde görüldüğü gibi elimizi yanan bir muma yaklaştırdığımızda derimizdeki acı hissini alan sinirler bunu omuriliğe iletir. Omurilik, kaslarımızın hemen kasılarak elimizin çekilmesini sağlar. Kontrolümüz dışında gerçekleşen bu hareket elimizin zarar görmesini engeller.
Vücudumuzun dışarıdan gelen ışık, ses gibi bir uyarıya ani ve hızlı bir hareketle tepki göstermesine refleks denir. Refleksler, sürekli ve hızlı bir biçimde gerçekleşir ve bu sayede vücudumuzun kendini savunmasını sağlar. Refleks hareketlerimiz, omurilik tarafından gerçekleştirilmesine rağmen beynimiz tarafından kontrol edilir.
Araba ve bisiklet sürmek, örgü örmek, dans etmek, yüzmek, limon görünce ağzımızın
sulanması gibi hareketler de reflekstir. Bu hareketleri ise tekrarlayarak öğreniriz. Bunları bir kez öğrendikten sonra bir daha unutmaz ve düşünmeden gerçekleştiririz.