HÜRRİYET

14 Kasım 2015 Cumartesi

İşitme Organımız Kulak

Kulaklarımız işitmemizi ve dengemizi sağlayan duyu organımızdır. Suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi havada da ses dalgaları mevcuttur. Bu ses dalgaları kulağımızdaki duyu almaçları ile algılanır. Aşağıdaki şekli inceleyerek kulağın bölümleri hakkında bilgi edinelim.
Kulak dış, orta ve iç kulak olmak üzere üç bölümden oluşur.
Kulağın Bölümleri
a) Dış Kulak: Kulak kepçesinden ve kulak yolundan oluşur. Kulak yolunun sonunda kulak zarı bulunur. Kulak kepçesi kıkırdak bir yapıya sahiptir. Kulak yolu, kulak kepçesini orta kulağa bağlayan bir kanaldır. Kulağımız kulak kiri olarak adlandırılan bir sıvı salgılar. Bu sıvı, kulak yolundaki kıllar ile birlikte kulağa giren toz vb. maddelerin kulak zarına ulaşmasını engeller.
b) Orta Kulak: Orta kulakta çekiç, örs, üzengi kemikleri, östaki borusu ve oval pencere bulunur. Üzengi kemiği vücudumuzun en küçük kemiğidir. Çekiç kemiği kulak zarına, üzengi kemiği ise iç kulaktaki oval pencereye temas eder. Bu özellikleri ile kulak kemikleri, kulak zarını iç kulağa bağlayan bir köprü oluşturur. Östaki borusu orta kulaktan yutağa açılır. Böylece orta kulak ile vücudun dışı arasındaki basınç farkını dengeleyerek kulak zarının yırtılmasını engellemiş olur.
c) iç kulak: Dalız, salyangoz ve yarım daire kanallarından oluşur. Dalız, oval pencereden gelen ses dalgalarını salyangoza iletir. Salyangozda işitme sinirleri vardır ve gelen ses dalgaları işitme sinirleri ile beyne iletilir. Vücudumuzun dengesinin bozulup bozulmadığını beyinciğe bildirme işini salyangozun üst kısmındaki yarım daire kanalları yapar.

Önemli NOT:

İç kulakta yarım daire kanalları vücudun dengesini sağlanmasında önemli rol oynar. Vücudun durumu değiştiğinde buradan beyne giden mesajlar sonucu beyin vücudun konumunu değiştirip denge sağlar.

Nasıl işitiriz?
1. Kulak kepçesi ile toplanan ses dalgaları kulak yolu ile kulak zarına gelir ve zarı titreştirir.
2. Kulak zarının titreşmesiyle birlikte çekiç, örs ve üzengi kemikleri de titreşir ve bu titreşim oval pencereye iletilir.
3. Üzengi kemiği, ses titreşimlerinin oval pencereden iç kulakta bulunan dalıza iletmesini sağlar. Dalız, oval pencereden gelen ses dalgalarını salyangozdaki yarım daire kanallarına gönderir.
4. Ses, yarım daire kanallarındaki işitme almaçları tarafından algılanır ve işitme sinirleri aracılığı ile beyindeki işitme merkezine iletilir. Böylece işitme olayı gerçekleşmiş olur.
işitme Bozukluları ve Bunların Tedavi Yolları
Çevrenizde işitme bozukluğu olan kimseler var mı? işitme bozukluklarının sebebi ne olabilir? işitme bozukluklarının birçok sebebi vardır. Bunların bazıları işitme kaybına, bazıları da sağırlığa yani hiç duymamaya yol açabilir. işitme bozuklukları doğuştan olabileceği gibi sonradan da oluşabilir.  Kulak zarı sertleşmesi, orta kulakta kemik kaynaması ve iç kulaktaki zedelenmeler doğuştan olabilir. Bazen bir hastalık ya da yüksek şiddette sesler kulağa zarar verip işitme kaybına sebep olabilir. işitme kaybı oluşursa işitme cihazı kullanılması gerekir.
işitme Cihazları: Dışarıdan gelen seslerin şiddetini yükselterek onları kulağın duyabileceği seviyeye getiren küçük elektronik aletlerdir. Genellikle iç kulakla ilgili işitme kayıplarında kullanılır ancak bazen orta kulak rahatsızlıkları için de kullanılabilmektedir. işitme cihazı sesi yükseltir ama işitme kaybını düzeltmez. Mikrofon, pil ve kulaklık gibi bazı temel parçalardan oluşur. işitme cihazları duyma bozukluğu olan her yaştaki insan tarafından kullanılabilir.
Wireless Teknolojisi: Duymayan kulaktan duyan ya da az işitme kaybı olan kulağa kablosuz iletim sağlayan yeni bir teknolojidir. Hasta bu cihazla, sesleri daha iyi duyar.

4 Eylül 2013 Çarşamba

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM


BESİNLER VE DENGELİ BESLENME
· Canlılığın sürdürülmesi, büyüme ve sağlığın korunması için canlıların beslenmesi gerekir.
· Yeşil bitkiler kendi besinlerini kendileri yapar. Besinleri yapmak için güneş ışığı, karbondioksit, su ve minerallere ihtiyaç duyarlar. Diğer canlılar ise bitkileri ve diğer hayvanları besin olarak dışardan alırlar.
· Canlılar enerjiyi besinlerden sağlar.
· BESİN: Vücudumuzun yaşamını devam ettirebilmesi ve büyüyebilmesi için yediğimiz yiyecek ve içeceklere denir.
· BESLENME: Besinlerin vücuda alınması işine beslenme denir.
· YETERLİ VE DENGELİ BESLENME: Vücudumuzun yaşamını devam ettirebilmesi ve büyüyebilmesi için her besinden yeteri kadar alınmasına dengeli beslenme denir. Diyet; dengeli beslenme demektir. Diyet uzmanı veya diyetisyen, sağlam bir kişinin veya hastanın durumuna göre uygun beslenmeyi düzenleyen kişidir.
· NOT: Kaynaklarına göre besinler; hayvansal ve bitkisel olmak üzere ikiye ayrılır.
KAYNAKLARINA GÖRE BESİNLER
HAYVANSAL BESİNLER
Et, Süt, Yumurta, Peynir, Yağ, Bal
BİTKİSEL BESİNLER
MEYVELER
Elma, Erik, Portakal, Şeftali
SEBZELER
Domates, Havuç, Pırasa, Karnabahar
· BİTKİSEL BESİNLER: Bitkilerden elde ettiğimiz besinlere denir. Örneğin: Patates, buğday, meyve ve sebzeler.
· HAYVANSAL BESİNLER: Hayvanlardan elde ettiğimiz besinlerdir. Et, süt, yumurta gibi.
· Her besin hücrelerde değişik görevleri yerine getirir.
· NOT: İnsanların gereksinim duydukları besin öğeleri 6 grupta toplanır. Bu gruplar: Karbonhidrat, Yağ, Protein, Vitamin, Mineral ve sudur.
· UYARI: Besin maddeleri vücudumuzdaki görevlerine göre 3 ana grupta incelenir. Enerji verici besinler, yapıcı- onarıcı besinler ve düzenleyici besinlerdir.
BESİN MADDELERİ
ENERJİ VERİCİ BESİNLER
YAPICI – ONARICI BESİNLER
DÜZENLEYİCİ BESİNLER
KARBONHİDRATLAR
PROTEİNLER
VİTAMİNLER
PROTEİNLER
MİNERALLER
MİNERALLER
YAĞLAR
SU
SU

21 Ocak 2013 Pazartesi

Lamarck'ın Evrim Teorisi


‘Lamarck’ın (1744-1829) Evrim Teorisi’ denince akla gelen ile günümüzde ‘Evrim Teorisi’ denilince anlaşılan arasında çok ciddi farklar bulunmaktadır. Türlerin birbirlerinden değişerek oluştuklarını söyleyen detaylı bir biyolojik teoriyi ilk olarak ortaya koyma ayrıcalığı Lamarck’a aittir. O, uzun yıllar Linnaeus’u takip ederek türlerin sabitliği fikrini savundu.1 Ancak 56 yaşına geldiğinde (1800) evrimci fikirleri savunmaya başladı ve 1809’da, 65 yaşında, en ünlü eseri ‘Philosophie Zoologique’ (Hayvanbilimsel Felsefe’yi) yazdı.

Lamarck, evrim sürecinin yavaş aşamalarla gerçekleştiğini ve birçok nesil geçtikten sonra yepyeni bir türün oluştuğunu söyledi.2 Evrim, ufak aşamaların zaman boyutu içerisinde birbirine eklenmesiyle gerçekleşen dikey bir aşamaydı ve bu yüzden hissedilemiyordu.3 Canlıların kompleks ve mükemmel yapısı çok uzun bir zaman sürecinde oluşmuştu.4

Fosiller üzerinde çalışmalar arttıkça birçok türün yok olduğu anlaşıldı. Linnaeus’un etkisinde olan 18. yüzyılda bu sonuç kabul edilemezdi; çünkü Linnaeus’un yaklaşımının da etkisiyle türlerin başlangıçtaki şekil ve sayılarını koruduklarına inanılıyordu. Lamarck’ın çözüm önerisi; mevcut türlerin, yok olan türlerin evrimleşmiş hali olduğunu savunmaktı.5 Böylece yok olduğu söylenen türler, evrimleşmiş yeni türler olarak varlıklarını sürdürdükleri için, yok olmamış oluyorlardı.

Lamarck’ın sisteminde ‘Evrim Teorisi’, ‘Tanrı’nın hikmeti’ ile özdeşleştirilmişti. Burada, türlerin yok olmasının Tanrı’nın hikmetine aykırı görülmesinin sebeplerinin ne olduğu sorulabilir. Birinci sebebin, canlıların varlığının sadece insanlara hizmet olduğunun zannedilmesi şeklindeki yanılgı olduğu söylenebilir; yok olan türlerin insanlara bir yararı olamayacağına göre, bu türlerin varlığı Tanrı’nın hikmetine aykırı bulunuyordu. Her şeyin insan için yaratılmış olduğuna dair hatalı inanç, Tanrısal hikmet adına yanlış anlayışların oluşmasına yol açmıştır. Astronomideki Aristoteles-Ptolemaious sistemi ile biyolojideki Linnaeus’un sistemleri, bu yanlış önkabulden dolayı yanlış sonuçlara varan sistemlerin en önemlileridirler. Evrensel oluşumları sırf ‘insana hizmet gayesi’ ile sınırlamak Tanrısal hikmeti sınırlamak değil midir? Ikinci sebep, Aristoteles’ten beri gelen ‘varlık skalası’ fikri idi. Eğer bazı türler yok olmuşsa ‘varlık merdivenleri’nde eksiklikler olacağı ve bunun Tanrı’nın mükemmel yaratışı ile uyuşmayacağı düşünülüyordu. Hatırlanacağı gibi, ‘varlık skalası’ anlayışında, her tür başka iki türün arasında yer alır, türler arası uçurumlar yoktur ve türler hiyerarşik bir sıralanmayla ‘varlık merdivenleri’nde belirli bir yere sahiptirler. Bu anlayışta eğer bu zincirin tek bir halkası olan bir tür bile çıkarılırsa sistem bozulacaktır. Bu yüzden hiçbir tür yok olamaz. Böylesi zihinsel bir kurgu, Tanrısal hikmetle özdeşleştirilmiş ve doğadaki varlıksal (ontolojik) yapı ile karıştırılmıştır. Bazı türlerin yok olduğunun anlaşılmasıyla, bu sanal kurgunun sadece filozofların zihinlerinden çıkan bir hayal olduğu ortaya çıkmıştır. Sonradan birçoklarının fark edeceği gibi Tanrısal hikmet ile türlerin yok olması arasında bir zıtlık bulmak suni bir sorundur. Tanrı’nın yaratışındaki hikmetleri, insana hizmet veya insanın gözlemiyle sınırlamaktan doğan hatalar yanlış yargılara yol açmıştır. Lamarck bu suni soruna çare bulduğunu düşünüyordu.

Onun çağındaki ünlü muhalifi Cuvier (1768-1833), anatomi ve fosilbiliminde kendi döneminin en yetkin isimlerinden biriydi ve Lamarck’ı, ‘varlık merdivenleri’nde ilerleme (evrim) olduğunu söyleyen fikirlerinden dolayı eleştirdi. Canlılar dünyasında ‘hiyerarşik bir skala’ olmadığını, canlılar dünyasının en aşağıdan en yukarıya dizilmeye uygun olmayacak kadar çok çeşitli olduğunu söyledi. Cuvier’in çağdaşları, onun, Lamarck’ın Evrim Teorisi’ni geçersiz kıldığını düşündüler.6 Lamarck’ın, yeryüzünün, ufak ve yavaş değişimleri adım adım geçirdiğini düşünmesine karşılık; Cuvier, yeryüzünün, büyük değişimler (katastrofik) geçirdiğini savundu ve türlerin yok olması ile yeni yaratılışları bu değişimlere (Nuh Tufanı gibi) bağladı. Mısır’daki mumyalanmış hayvanlarla günümüz hayvanlarının aynı olmasını, türlerin sabitliğine ve evrimleşmenin, türlerin yok olmasını önleyecek bir mekanizma olamayacağına karşı delil olarak kullandı.7

Lamarck, canlılara içkin olan ve onları kompleksliğe götüren bir eğilim olduğunu ve bunun, Yaratıcı’nın canlılara bahşettiği bir unsur olduğunu söyledi.8 Görüldüğü gibi, sistematik bir şekilde Evrim Teorisi’ni ilk ortaya koyan kişi olarak gösterilen Lamarck, Tanrı’nın varlığını da kabul eden bir evrim görüşü savunmuştur. Bu da Evrim Teorisi’nin mutlak olarak ateist bir görüş olduğu iddiasının yanlışlığını gösteren önemli bir durumdur. Lamarck’a göre, en basit canlılar ‘kendiliğinden türeme’ yoluyla oluşuyordu9 ve daha sonra en kompleks canlılar baştaki bu ‘kendiliğinden türeyen’ canlılardan evrimleşiyordu. Insan en yüksek mükemmelliği temsil ettiği için, canlılar insana yaklaştıkları ölçüde mükemmeldi.10 İnsan evrimin en son ürünüydü ve maymunumsu canlılardan evrimleşmişti.11 Böylelikle Lamarck, Darwin’den önce maymunumsu canlılardan insanın evrimleştiğini açıkça söyledi. Descartes ve Buffon gibi Fransız düşüncesinde etkin olan ve insanla hayvanlar arasına geniş bir uçurum koyan düşünürlere karşı Lamarck, insanla hayvanları evrimsel bir şemada birleştirdi.

Lamarck’ın Evrim Teorisi’nin günümüzde algılanan şekliyle Evrim Teorisi’nden önemli farklarından biri, onun bütün türler için ‘ortak bir ata’yı savunmamış olmasıdır. Buffon ‘kökensel türler’in, diğer türler için ‘ortak bir ata’ olduğunu savunmuş, fakat evrim fikrini reddettiği için tüm türler için ‘ortak bir ata’yı reddetmiştir. Lamarck ise kendiliğinden türeyen birçok basit canlı formundan kompleks canlıların ‘farklı evrimsel çizgiler’de oluşumunu öngördüğü için ‘ortak bir ata’ fikrine tamamen yabancıydı.12

15 Ocak 2013 Salı

Kimyanın Temel Tanımları

* Erime nedir?

- Bir Katının ısı alarak sıvı hale geçmesidir.Sıvı hale geçmeye başladığı sıcaklığa erime noktası denir.
* Donma nedir?
Bir sıvının ısı vererek katı hale geçmesidir. Sıvının donmaya başladığı sıcaklığa donma noktası denir.

* Kaynama nedir?

- Sıvı maddenin sıvı halden gaz haline geçmesine kaynama, kaynamanın başladığı süreye kaynama noktası denir.

* Buharlaşma nedir?

- Sıvı yüzeylerinden gaz moleküllerine ayrılmasına denir.

# Buharlaşma her sıcaklıkta kaynama ise belli sıcaklıklarda olur.

* Yoğunlaşma nedir?


- Gaz moleküllerinin ısı vererek sıvı hale geçmesine denir.

Not; Saf bir maddenin erimesi,donması,kaynaması ve yoğunlaması boyunca sıcaklık sabit kalır.

* Süblimleşme nedir?

- Katının direkt olarak olarak gaz haline geçmesi olayıdır.Tersinir bit olaydır.

* Öz Isı nedir?

- Bir maddenin 1 gramının sıcaklıgını 1 cal/gr C` degiştirmek için gereken ısı miktarına o maddenin öz ısısı denir. Sembolü '' C '' dir.

* Erime Isısı nedir?

- Erime sıcaklığındaki bir katının 1 gramının sıvı hhale geçebilmesi için gereken ısı miktarına erime ısısı denir.

* Buharlaşma Isısı nedir?
- 1 gram sıvının buharlaşabilmesi için gereken ısı miktarına o maddenin buharlaşma ısısı denir.


* Çözünme nedir?
- Bir maddenin başka bir madde içersinde gözle görülmeyecek kadar küçük tanecikler halinde homojen dagılmasına denir.

* Çözünürlük nedir?
- Doymuş bir çözelti elde edebilmek için belli sıcaklık ve basıncta 100 ml çözücüde çözünmesi gereken madde miktarına o maddenin çözünürlüğü denir.

* Çözücü ve çözünen nedir?
- Çözünme olayında miktarı çok olan maddeye çözücü,miktarı az olan maddeye çözünen denir.

* Derişim nedir?
- Çözeltide çözünen madde miktarının çözücü yada çözelti miktarına oranıdır.

* Karışım nedir?

- İki veya daha fazla maddenin kimyasal tepki olmaksızın oluşturduğu maddeye karışım denir.

#Homojen karışımlar: Özellikleri heryerinde aynı olan karışımlar,
#Heterojen karışımlar: Özellikleri heryerinde aynı olmayan karışımlardır.

* Alaşım nedir?

- Metallerin eritilip,karıştırılmasıyla oluşan homojen karışımlara denir.
Örn/ Tunç Alaşımı; Bakır-Kalay

* Emülsüyon,Süspansiyon ve Aeresol nedir?


- Emülsiyon, Birbiri içinde çözünmeyen iki sıvının oluşturduğu heterojen karışıma denir. Örn/ Zeytinyağı-Su

- Süspansiyon ,Bir sıvı içersinde çözünmeyen katının küçük tanecikler halinde heterojen dagılmasyla oluşan karışımlara denir. Örn/ TebeşirTozu-Su

- Aerosol, Bir gaz ortamında katı sıvı parcacıklarının dağılmasıyla oluşan heterojen karışımalra denir Örn/ Armani

30 Aralık 2012 Pazar

Fen ve Teknoloji DENEME 1

1- Pozitif (+) ve negatif (-) elektrikle yüklenmiş atom ve atom gruplarına ne ad verilir?
A) Elektron                  B) İyon             C) Nötron             D) Proton
2- Kalıtsal karakterlerin nesilden nesile aktarılmasını sağlayan yapılar nelerdir?
A) Çekirdekçik             B) Kromozomlar           C) Çekirdek zarı            D) Lizozom
3- –2 yüklü bir iyonun +2 yüklü hale geçmesi için aşağıdakilerden hangisini yapması gerekir?
A) 4 elektron alması       B) 4 elektron vermesi     C) 2 proton vermesi      D) 4 proton vermesi
4- iyonuyla L+2 iyonu eşit sayıda elektron bulundurduğuna göre; L atomunun atom numarası 
kaçtır?
A) 17                        B) 18                                 C) 20                           D) 21
5- K – 2, L+2, M – 3, N+1 iyonlarının elektron sayıları eşit olduğuna göre, hangisinin atom numarası en küçüktür?
A) K                          B) L                                    C) M                          D) N
6- Zıt yükü iki iyonun birbirini çekmesi sonucu oluşan bağa ne ad verilir?
A) İyonik bağ             B) Kovalent bağ                   C)Epik bağ               D)Sıkı bağ
7- 2X ------> 2CaO + 2CO2 Denkleminde, X maddesinin molekül formülü nedir?
A) Ca2CO3               B) Ca2C2O4                      C) CaCO3               D) CaO4
8- YCH3O + 5O2 --------> 4CO2 + 6H2O Denkleminde Y ile belirtilen yere aşağıdakilerden hangisi yazılmalıdır?
A) 12                       B) 8                                       C) 6                              D) 4
9- C2H5OH + XO2 ------> 2CO2 +3H2O Denkleminde X’in değeri hangisidir?
A) 4                          B) 3                                     C) 2                                D) 3/2
10- CaCl2 + X ---------> CaSO4 + 2NaCl Denkleştirilmiş tepkime denkleminde X ile belirtilen bileşiğin yapısında aşağıdakilerden hangisi bulunmaz?
A) Na                       B) S                                     C) O                                D) Cl
11- Aşağıdaki göz kusurlarından hangisi tedavi edilemez?
A) Renk körlüğü         B) Miyop                           C) Katarkt                       D) Astigmat

7 Aralık 2012 Cuma

Fotosentezin En Önemli Elemanı: KLOROFİL MOLEKÜLÜ

Fotosentez, yeşil bitkilerin ve bazı tek hücreli mikroorganizmaların gerçekleştirdiği kimyasal bir işlemdir. Buna göre bu canlılar Güneş ışınlarını bir enerji kaynağı olarak kullanarak, karbondioksit ve hidrojeni birleştirirler ve bu yolla besin ve oksijen üretirler. Güneş enerjisini bedenimize alabilmemizin tek yolu ve yeryüzündeki oksijen döngüsü
nün tek kaynağı bu canlıların gerçekleştirdikleri fotosentez işlemidir. Fotosentez gibi bir işlem olmadan, yeryüzünde canlı hayatından bahsetmek mümkün değildir.
Fotosentezi yeryüzünde belirli canlıların gerçekleştirebilmesinin tek sebebi bu canlıların "klorofil" molekülüne sahip olmalarıdır. Bu mucize moleküle sahip olan canlı, besin elde edebilmek, kısacası yaşayabilmek için artık başka kaynakların varlığına ihtiyaç duymayacaktır. O, enerjisini ve besinini Güneş'ten doğrudan alabilir. Ancak böyle bir molekülün varlığı ve bu molekülün işlemlerini gerçekleştirmesi çok da kolay değildir. Bunun bir göstergesi, klorofil molekülünün yapısının bilinmesine ve 21. yüzyılın üstün teknolojisine rağmen, hala fotosentez sisteminin bir benzerinin yapay olarak gerçekleştirilememiş olmasıdır. Bir yaprak içinde bu molekülün harekete geçebilmesi ve görevini yerine getirebilmesi için yüzlerce enzim görev yapmaktadır.
Fotosentez sırasındaki işlemler son derece komplekstir. Klorofil, Güneş'ten gelen ışığı alarak kimyasal enerjiye çevirir. Bunun ardından, elektron transfer sistemi adı verilen bir işlem başlar. Bu işlem gerçekleşirken su molekülleri parçalanır. Suyun parçalanması sonucunda serbest kalacak olan atomlar hidrojen ve oksijendir. Serbest kalan bu atomlardan hidrojen atomu bitki içerisinde tekrar kullanılırken, oksijen atomları atmosfere bırakılır. Fotosentez işlemi yapan bitkinin yeryüzünde oksijen dengesini sağlamasının nedeni budur. Şu an soluduğumuz oksijen herhangi bir yeşil bitkinin, sahip olduğu klorofil molekülü sayesinde parçaladığı suyun oksijenidir. Eğer bu molekül veya bu molekülün hareketlenmesini sağlayan enzimler olmasaydı, şu anda varlığımızdan eser olmayacaktı.
Klorofil molekülünü ihtiva eden yapı kloroplast pigmentidir. Bu pigmentin içinde küçük ve yuvarlak yapılar bulunur. Bu yapılara grana adı verilir. Klorofil molekülleri granaların içinde bulunurlar ve fotosentez basamaklarının bazıları bu bölgede meydana gelir. Kloroplast pigmenti Güneş ışığına maruz kaldığında hareketlenmeye başlar ve yaprak hücresinin içinde sürekli olarak dolanır. Bu hareketin nedeni ise Güneş ışığından maksimum verim alabilmesidir. Kloroplast pigmentinin rengi yeşildir. Fotosentez yapabilen canlıların yeşil renge sahip olmalarının sebebi budur. Pigmentin yeşil renge sahip olmasının nedeni de hem mor hem de kızıl ışığı emebiliyor olmasıdır. Bu renkleri oluşturan dalga boyları fotosentez işlemi için önemli birer enerji kaynağıdırlar.

Bu küçücük molekülün gerçekleştirdiği işlemin çapı gerçekten de son derece büyüktür. Yapılan tahmini hesaplara göre yeryüzünde her yıl bitkiler tarafından kullanılan su miktarı 280 milyar ton, CO2 miktarı 680 milyar ton ve bu maddelere karşılık olarak atmosfere bırakılan oksijen miktarı ise 500 milyar tondur.50 Bu rakamlar, bu molekülün gerçekleştirdiği işlemlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Yeryüzündeki tüm yeşil yaprakların her hücresine büyük bir itina ve kusursuz bir düzen ile bu mucize molekül yerleştirilmiş ve bu molekülün harekete geçmesi için yüzlerce enzim görevlendirilmiştir.

6 Aralık 2012 Perşembe

Kabakulak Nedir?

Kabakulak virüse bağlı bir hastalıktır. Bu virüs kökenli enfeksiyonun en belir­gin patolojik görünümü, tükürük bezle­rinin ileri derecede şişmesidir. Bu du­rum belirli bir baskıya ve ağnya neden olur. Enfeksiyonun yayıldığı bezin tamamı kanla dolar, tükürük bezlerini çevreleyen kapsülde küçük kanamalar ortaya çıkar. Asinüslerin (salgıbezini oluşturan küçük loblar) hücrelerinde değişik düzeylerde doku Ölümü (nek­roz) gelişir. Bu arada tükürük kanalları­nın çeperleri kalınlaşmıştır. Hastalık at­latıldıktan sonra, asinüs hücreleri ken­dilerini yeniler ve bozulmuş olan tükü­rük bezleri normale döner.Kabakulak, ates, basagrısı ve tükürük bezlerinin iltihaplanmasına neden olur. Bazen beyni çevreleyen zarda iltihaplanmaya yol açar. Ancak, hastalıgın kalıcı yan etkileri ender olarak görülmektedir. Bu hastalık ayrıca kalıcı sagırlıga da neden olabilir. Kabakulak, hasta olan kisinin öksürme ve aksırması sırasında çıkan tükürük damlacıkları aracılıgıyla geçebilir. Hastalıga yakalanan bes ergin ya da yetiskin erkekten yaklasık birisinde erbezlerinde (testislerde) agrılı iltihap ve sislik görülmektedir. Bu durumdaki erkekler genellikle tamamen iyilesmekte, ancak bu komplikasyon ender olarak kısırlıga yol açabilmektedir.

5 Aralık 2012 Çarşamba

Mutasyon Nedir?

Mutasyon, canlının genetik yapılarında meydana gelen değişmelerdir. Bireyin kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasının sağlayan genetik şifre herhangi bir nedenden dolayı (X ışını, radyasyon, ultraviyole, bazı ilaç ve kimyasal maddeler, ani sıcaklık değişimleri ) bozulabilir. Bu durumda DNA’nın sentezlediği protein veya enzim bozulur. Böylece canlının, proteinden dolayı yapısı, enzimlerinden dolayı metabolizması değişebilir. Mutasyonlar spontan ya da uyarılmış olarak oluşabilir. Spontan mutasyonlar genellikle doğada kendiliğinden oluşan mutasyonlar olup bir bazın yer değiştirmesi şeklindedirler. Uyarılmış mutasyonlarda ise bir X ışını gibi yapay bir faktör bulunur.
Bununla birlikte mutasyonun en önemli sonuçlarından biri, bir sonraki kuşağa farklı genetik özellikler aktarılmasına neden olmasıdır. Bu ise farklı fiziksel özelliklere sahip bireylerin üremesidir.
Çekinik olan mutasyonlar ileriki döllerde ortaya çıkabilir. Dominant olanları fenotip yapıda hemen ortaya çıkabilir.
Mutasyonun diğer bir sonucu da hücre bölünmesindeki kontrol mekanizmasını ortadan kaldırabilmesidir. Bunun bilinen en tehlikeli sonucu ise hücrenin kontrolsüz bölünmesi yani kanserdir.

4 Aralık 2012 Salı

RNA İle İlgili Son Bilgiler Çığır Açıyor..

Hücre içerisinde RNA’nın faaliyetlerini izleyebilmek, bugüne kadar mümkün değildi. Ancak; bilim adamları geliştirdikleri üst düzey bir mikroskop ve dedektör sistemi sayesinde RNA’nın hücre içerisindeki hareketlerini gözlemlemeyi başardılar.
Çıkan sonuçlar ise; bugüne kadar RNA hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimizi ortaya koydu.
İşte RNA hakkında öğrendiklerimiz:
*Hücre zarının dış çeperi boyunca yerleşmiştir. Hücre stoskeletini (hücre iskeletini) üreten proteinlerdekine benzer sarmalımsı yapılar örerler. Bu yapılar, DNA’nın kopyalanarak çoğaltılmasında, hücre bölünmesinde ve diğer önemli işlemlerde görev almaktadır.
*Bunlar, bakteri hayatındaki tüm değişiklikleri kontrol eden gerekli elementlerdir.
*RNA, DNA ve proteinden farklı olarak çok daha hareketli, adeta mobildir; daha az oranda durağandır.
Buradaki bilgiler, evrimciler açısından son derece üzücü haberlerdir. Çünkü yıllardır
ideolojilerinin bilimsel kılıfını teşkil eden evrim teorisi için yıkıcı niteliktedir.
RNA olmadan, hücrede DNA’nın kopyalanması işleminin gerçekleşemeyecek olması demek; DNA ile RNA’nın hücrede aynı anda var olmasının zorunlu olduğu anlamına gelmektedir. Bu da, kör tesadüflerin yürüttüğü bir deneme yanılma sürecine değil; her şeyin bilgisine hakim, tek bir Akıl tarafından yaratılışın delilidir.
Hücre bölünmesinde, RNA’nın oynadığı rol ise; son derece çarpıcıdır. Bu şu demektir: İlk hücre var olduğu anda, içerisinde RNA’yı barındırmıyorsa; bölünüp çoğalamayacak ve yaşam daha başlamadan bitecektir.
RNA’nın hücre içerisindeki yerinin sabit olmaması ve hareketli olması ise; son derece mucizevi bir durumdur. RNA’nın hücre içerisindeki yerini ve hareketini bugün takip edebilmemiz 21.yüzyıl teknolojisiyle bile kısmen mümkün olabiliyorken; akıl ve şuurdan yoksun bir hücrenin milyonlarca yıl önce –tabiri caizse- kendi anatomisini ve yapısını inceleyip RNA’nın görevlerini belirlemesi ve bu görevlerine uygun olarak ona bir yer verebilmesi ve bölünen her hücrede de -sürekli hareket eden bir organel olmasına rağmen- Rna’nın yerini hücre zarının dış çeperinde tutabilmesi gibi bir durum elbette mümkün değildir.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Kuvvetler İş Başında


Durmakta olan cismi hareket ettiren, hareket durumundaki cismi durduran, hızını veya yönünü değiştiren ya da cisimlerin biçimini değiştiren etkiye kuvvet denir. “F” ile gösterilir.Vektörel (yönlü) bir büyüklüktür.



Kuvvetin elemanları: Etki noktası, etki doğrultusu, etki yönü ve büyüklük.
Kuvvetin etkileri: Kuvvetin; hareket ettirici, durdurucu ve yön değiştirici etkileri vardır.
Kuvveti nasıl ölçeriz?: Kuvvetin ölçülmesi için maddelerin esnekliğinden yararlanılır. Cisimlerin esneklik özelliklerinden yararlanılarak yapılan araçlara dinamometre, el kantarı ya da yaylı kantar adı verilir. Dinamometreler, kuvvet ölçmede kullanılır. Kuvvetin birimi Newton’ dur. Kısaca “N” ile gösterilir.